9 Şubat 2010 Salı

kldlkgdhd

yakın zamanda blogla ilgileneceğim.

28 Ocak 2010 Perşembe

En Çok Güldüğüm Film/Dizi Sahneleri

Cem Yılmaz 2008de yumurta esprisi
Tatlı hayatta İrfanın hesap makinesi kamuflajı denemesi
Köyden İndim Şehire'de Zeki Alasyanın altınları sayarken 'bak bu sefer kafamı karıştırmadınız ne güzel sonuna geldik demesi ve kaçta kaldığını unutması
Ayrılsak da Beraberizdeki Mucittin Abinin hamuda kalkarak icat düşünmesi
daha var tabiki, yazacaz

Kendime Yakın Hissettiğim Karakterler

Tatlı hayattaki İrfan
Big Lebowskideki Ahbap
Suç ve Cezadaki Raskolnikov
Donnie Darko'nun ta kendisi
daha var aklıma gelmiyor

Parıltı

Parıldamak su gibi,
Parıldamak deniz gibi
Can gibi..
Parıldamak, parıldamak uysal göklere,
Parıldamak yeryüzüne
Doğaya
Zamana..

Kaldırıp yüzyıl taşını
Altındaki donuk yosuna
Matlığına..
Şeffaflığına..
Berraklığına..
Susuz kalmış açlığına parıldamak

Hatırlamak avuçlarının içini
Gönül bağladığın havayı
İçine çektiğin rüzgarı
Parıldarken..

Bırakırken tüm parıltılarını
Yeniden alıp koklamak,
Düşmesin diye daha sıkı tutmak
Avuçlarını birleştirdiğinde kaybolan
Uçup gitmeyen lakin..

Hep sana gülen,
Gülümseyen toprak gibi..
Matlığını yitirmemiş,
Uzayıp giden, hafif
Derinden inen parıltı
Kucaklayan..
Hayat veren..

Kendim

Sen bana sigara küllerinden bir dünya yarattın
Farkında olmadan tabi,
Bilsen, o da çok sana derdin
Ben her gece kendimle konuştum
Sadece kendimle
O da bana cevap vermiyordu
Senin de yapmadığın gibi yani
Ben anlatıyordum
O, dinliyordu sadece
Uyuyordu aslında o
Uykusuzluğu bundandı
Zorda kalıp cevap verirdi bazen
Ben ona bir şeyler yap derdim
O bana bir şey bile yapmam ki derdi
Ben ona tutkulu ol derdim
O benim doğama ters derdi
Doğana düzgün olanı yap nolur derdim
Yok derdi
Sustum
Beni aşağılamaya başladı
Girdap gibi sardı beni
Bütün dünyamı sallıyordu
Beni kendime getirmeye çalışıyor gibiydi
Aslında oydu kendisi
Beni o yapacaktı
İzin vermedim
Sustum, konuşamadım
Kendim de artık beni terkediyordu
Onu tutamıyordum
Benden kaçtı ve gitti
Artık her gece konuşabileceğim bir kendim kalmamıştı..

25 Ocak 2010 Pazartesi

Ses

Hüsranı süzüldü kasvetli ufkun
Tiksinti bastı takvimlerini
Ötesinde salınan gri nüktelere
Bayağılaşmış sebeplerine vardı ufkun

Niceliği sıradan sarsıntılar
Devirdi taşlarını yanılgıların
Bulantısı ağır iğrenti
Çiğnedi sessizliğini algılarının

Uysal sayfaların sıradanlığı
Edası vurdu basmakalıpların
Ayazı tüter dingin
Seyri akar yorgun

Boşluğa akıp gider esintisi
Sakinliği alev, telaşı hüsran
Ürpertinin hırsıyla yoğrulmuş kederi
Serpintisi serin, tozu nalan

Bilinci yok adımların
Sesleri yıpranmış, gölgesi ağır
Kaldırımlar talan olmuş
Neşesi yok ufkun